42,5354$% 0.07
49,5729€% -0.06
9.394,00%-0,84
11.007,37%0,81
฿%
%
02:00
5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla açıklama yapan İzmir Barosu, çevre sorunlarının yalnızca doğanın korunması meselesi olmadığını, aynı zamanda yaşam alanları, kentler ve gelecek kuşaklar açısından kritik bir mücadele alanı olduğunu vurguladı. Baro, ekolojik yıkımın temelinde doğayı sınırsız bir kaynak olarak gören politikaların bulunduğunu belirterek, çevre hakkının etkin biçimde korunması gerektiğine dikkat çekti.
Açıklamada, Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşanan çevre felaketlerine işaret edilerek, İliç’teki maden faciası, Akbelen ve Kazdağları’ndaki doğa tahribatı örnek gösterildi. İzmir özelinde ise Aliağa’daki ağır sanayi ve gemi söküm faaliyetlerinin yarattığı çevresel etkiler, Gaziemir’deki radyoaktif atık sahası ve İzmir Körfezi’nde devam eden ekolojik sorunların çevre hakkı ihlallerinin somut örnekleri olduğu ifade edildi.
İzmir Barosu, çevresel tahribatın yalnızca doğal alanlarla sınırlı olmadığını, kentlerin tarihsel ve toplumsal hafızasının da tehdit altında bulunduğunu belirtti. Açıklamada, kıyıların, tarım alanlarının ve kamusal mekânların rant odaklı projelerle dönüştürülmesinin kent hakkını zedelediği ifade edilirken, “mekânkırım” kavramına dikkat çekildi.
Baro, özellikle Meslek Fabrikası, Basmane Çukuru ve Buca Cezaevi gibi kent hafızasının önemli parçalarının yok olmasına veya işlevsiz bırakılmasına yol açan uygulamalara karşı ortak geçmişin ve kamusal değerlerin savunulmaya devam edileceğini vurguladı. Kentlerin yalnızca yapı ve arazilerden oluşmadığına dikkat çekilen açıklamada, bu alanların toplumsal belleğin, kültürel mirasın ve ortak yaşamın önemli unsurları olduğu belirtildi.
Açıklamada ayrıca çevre davalarında yurttaşların karşılaştığı yüksek harçlar, bilirkişi ücretleri ve yargılama giderlerinin hak arama özgürlüğünü sınırlandırdığı ifade edildi. Çevreyi koruma mücadelesinin maddi engellere takılmaması gerektiğini savunan İzmir Barosu, çevre davalarında erişilebilir ve etkili hukuki mekanizmaların oluşturulmasını talep etti.
Baro, ekokırımın Türk Ceza Kanunu’nda bağımsız bir suç olarak düzenlenmesi gerektiğini belirterek, doğanın yalnızca korunacak bir kaynak değil, hak sahibi bir varlık olarak kabul edilmesi çağrısında bulundu.


